d. 18. Yüzyılda Osmanlı Dinî Hoşgörüsünün Konyadaki Gayrimüslimlere Yansıması PDF Yazdır E-posta

Şer’iye sicillerinin ve cizye defterlerinin bildirdiğine göre sadece Konya'nın merkezinde 2500 ile 3000 arasında gayrimüslim unsur yaşamaktadır. Bu gayrimüslim unsurlar, İslâm’ın insan haklarına karşı gösterdiği saygıdan bol bol nasiplerini almışlardır. Can ve mal güvenlikleri, toplumda daima korunmuştur. Şimdi bunları belgeler ışığında kısaca görelim:

Can Güvenlikleri: 18. yüzyılda Konya'da gayrimüslimler can güvenlikleri, yaşama hakları, hayatlarına yönelik herhangi bir zarar karşısında daima haklarını şer'î mahkemede aramışlar, kendilerine yönelik haksızlıkları gidermeye çalışmışlardır.

Ekonomik Durumları ve Mülkiyet Hakları: Bu dönemde gayrimüslimler, ekonomik yönden de Müslümanlar kadar mülkiyet edinme ve satma haklarına sahip oldukları gibi mülkiyetlerine herhangi bir zarar verildiği zaman da, haklarını rahat bir şekilde arama hakkına sahip bulunuyorlardı…

18. yüzyılda Konya'daki gayrimüslimler özel mülkiyet haklarını korumuş ve özel mülkiyete tecavüz edildiği zaman da şer'î mahkemeden haklarının savunulmasını talep etmişlerdir. Bu hak talebi, bir Hıristiyan’ın bir başka Hıristiyan’dan talebi olduğu gibi bir Hıristiyan’ın bir Müslüman’dan hakkını ödemesini talep etmesi şeklinde de olmuştur. Böylece, insan hak ve hürriyetleri konusunda en önemli insanî hak olan yaşama ve mülkiyet hakkını gayrimüslimler en iyi şekilde korumuşlar ve toplum içinde saygın bir sosyal unsur olarak varlıklarını devam ettirmişlerdir. Gayrimüslim unsurlar, Müslüman halk ile aynı mahallede yaşama şansını elde etmişlerdir. Bu, sadece İslâm ülkelerinde görülen bir durumdur. Sadece bu bile, gayrimüslimlere tanınan en önemli insanî bir haktı.

18. yüzyılda Konya'da yaşayan Gayrimüslim unsurlar, 15 asırdan beri devam eden önce Müslüman, sonra da Türk yönetimlerinin “çokluk içinde birlikte yaşama” prensibinden bol bol nasiplerini almışlardır. Bu şekliyle Osmanlı yönetimi, çoğulcu demokrasinin en canlı modelini meydana getirmiş ve özellikle çağımız toplumlarına örnek bir birlikte yaşama modeli sunmuştur.[1]

Osmanlılar, kendilerinden önceki Müslüman ve Türk devletleri gibi Müslüman olmayanlara karşı iyi niyetli ve toleranslı davranmışlar ve dinî değerlerine saygılı olmuşlardı. Osmanlı Devleti, idaresi altındaki Hıristiyanların dinlerini yaşamaları için onları koruma altına almıştı. Bu konuda Şer'iyye Sicilleri, Piskopos Mukataaı Kalemi Defterleri, gayrimüslim cemaatlere ait devlet defterleri ve en önemlisi Hıristiyan azınlıkların kendi özel arşiv belgeleri şahitlik yapmaktadır. Öyle ki Osmanlı Devleti, 22 değişik millet ve dinden oluşan etnik bir mozaik olarak, farklı dinlerden insanların birlikte yaşamayı başarabildikleri tarihteki en büyük Müslüman devlet tecrübesi olarak karşımızda bulunmaktadır. Günümüzde bile farklı iki dinden toplumun bir arada yaşamasının pek çok problemlere yol açtığı düşünülürse, bu kadar dinî veya etnik kimliği ve bu unsurların getirdiği sosyal ve kültürel yapıyı bir arada tutabilmeyi Osmanlı Devleti'nin engin hoşgörüsünde aramak lazımdır. Çünkü Osmanlılar, farklı dinî cemaatlerin işlerine müdahale etmemiş; onların din, dil ve milliyetlerini korumalarına, ekonomik ve sosyal hürriyetlere sahip olmalarına izin vermişlerdi.[2] Öyle ki Osmanlı Devleti'nin 16. yüzyılda dünya politikası üzerinde hâkimiyete ulaşmasından 19. yüzyıldaki dağılmasına kadar hem Müslüman hem de Müslüman olmayan vatandaşlarının birlikte barış içinde yaşadıkları bilinen bir tecrübedir. Osmanlılara türlü iftiralar atan bazı Batılılar bile bu uzun döneme “Osmanlı Barışı” adını vermektedirler.

 

Netice:

Buraya kadar zikrettiklerimizden anlaşıldığı üzere; asrımızda, Batı Katolikliğinin, özellikle II. Vatikan Konsili'nden sonra başlattığı Dinlerarası Diyalog teşebbüsünü 15 asır önce İslâm’ın başlatmış olması düşündürücüdür. Asırlar boyunca İslâm’ın bayraktarlığını yapmış bütün İslâm devletleri ve özellikle Türk-İslâm devletleri, hep İslâm'ın temeldeki bu dinî toleransını, tutumunu hareket noktası yapmışlardır. Batıda tarih boyunca halklar, kralın dininde görülmek istenirken, Türk-İslâm dünyasında daima çokluk içinde birlikte yaşamak prensibi kabul edilmiştir. Bu dinî tutumun temelleri ise Kur’ân-ı Kerîm ve Allah Resûlü'nün yüce beyanları ile atılmıştır.[3]

İslâm toplumunda gayrimüslimler zimmet akdi sayesinde; -yukarıda misalleriyle zikrettiğimiz gibi- can ve mal güvenliği, inanç ve ibadet, ikamet ve seyahat, çalışma hürriyetine sahiptirler. Evrensel bir dinin bütün insanlığı kucaklaması, hoşgörülü olması, insanlara temel hak ve hürriyetlerini vermesi en tabii niteliğidir. İslâm, bütün insanları bir olan Allah'a kulluğa, insana saygıya, başkalarının hakkına riayete davet etmekte, kul hakkından sakındırmakta; özellikle kitap ehlini kendi kitaplarındaki emirleri uygulamaya çağırmaktadır. İslâm'ın uyguladığı ve geliştirdiği bu tolerans iklimi, İslâm toplumlarında yaşayan azınlıkların kendi hür iradeleriyle Müslüman olmalarını sağlamıştır.

 



[1]     Mehmet Aydın, “18.Yüzyılda Osmanlı Dinî Hoşgörünün Konya’daki Gayrimüslimlere Yansıması”, Osmanlı’da Hoşgörü, Birlikte Yaşama Sanatı, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı yay., İst., 2000, s. 121-126.

[2]     Ziya Kazıcı, “Osmanlı Devletinde Dini Hoşgörü”, s.106-109.

[3] Mehmet Aydın, “Hz. Muhammed (s.a.s.) Devrinde Müslüman-Hıristiyan Münasebetlerine Bir bakış”, Asrımızda Hıristiyan-Müslüman Münasebetleri, Tartışmalı İlmî Toplantılar Dizisi, İSAV, İstanbul 1993, s.81-93.

 
Sonraki >

Kısa Sûrelerin Tefsîri

Kısa Surelerin Tefsiri
Namaz dinin direğidir. Halkımız arasında namaz sûreleri olarak nitelendirilen -ki aslında tüm sûreler namaz sûresidir

Yasin Sûresi Tefsîri

Yasin Suresi Tefsiri
Gerçekten bu sûre, kirlenen ruhlara ve canlara, temizlenmiş kanla sürekli olarak hayat bahşeden, çarpıp duran mânevî bir kalp durumundadır.

Kur'an'ı Anlamak ve Yaşamak

Kur'an'ı Anlamak ve Yaşamak
Bu kitap; Kur’an nurları, tesirleri, özellikleri, faziletleri tefsiri ve hatmi hakkındadır.

Ziyaretçi Sayacı

Bugün52
Dün58
Toplam36360

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol