a. Osmanlı Öncesi Türklerde Hoşgörü ve Diyalog Örnekleri PDF Yazdır E-posta

Türkler, kendi toplumları içerisinde yaşayan diğer toplumlara karşı dâima hoşgörülü davranmışlar, onların din ve âdetlerine dokunmamışlar, işlerini tam bir güvenlik içinde yapmaları için onları serbest bırakmışlardır.

Selçuklu idaresi, çeşitli dinden olan toplumların din işleriyle ilgili konularda özel bir hürriyete sahip olmaları esasını kabul etmişti.

Ermeni ve Gürcü kaynakları, “Melikşâh'ın kalbinin, bütün Hıristiyanlara karşı şefkatle dolu olduğunu, geçtiği memleket halkları için baba gibi davrandığını ve bu sebeple de birçok ülkelerin, kendi istekleriyle onun idaresine girdiklerini” yazar.[1]

Kaynaklar Melikşâh'ı, insanların en seçkini olarak gösterir ve Hıristiyanlara karşı adalet, iyilik ve yüksek özelliklerini belirtir. Bu seçkin şahsiyeti ve tesiriyledir ki, ölümünde yasına Müslümanlar gibi, Hıristiyanların da katıldığını tarih kaydeder.

Türk hükümdarları, Hıristiyan mukaddesatına saygı gösterilmesini, kendi vazifeleri icâbı olarak biliyorlardı. Müslüman ve Hıristiyan halk arasında dinî anlayış ve hoşgörü o dereceye varmıştır ki, Düveyn şehrinde cami ve kiliseler, “hilâl” ve “haç” yan yana bulunuyor; Müslüman hükümdarları, Ermeni ve Gürcü prensesleriyle evleniyorlardı.

1071'den sonra Anadolu'da yaşamaya başlayan Selçuklu Türkleri, dinî hoşgörünün yanı sıra Hıristiyanların mal, can emniyetlerini de azamî derece korumaya dikkat etmekteydiler. Mesela 12. yüzyılda Erzurum, Erzincan gibi Anadolu şehirlerini ticaret maksadıyla dolaşan Latin tüccarların ibadetleri için bile buralarda özel kiliseler yapılmıştı. Hatta Selçuklu sultanlarının bir­çoğu kiliseleri, manastırları ziyaret edip rahiplere bağışlarda bulunurken, bazıları da manastırlardan vergileri kaldırmıştı.

Bu müsâmaha, Türk Devletleri'nde, İslâm’ı kabullerinden önce de vardır. Fetih seferlerine çıkan komutanlara olduğu gibi, eyâletleri idare eden valilere de verilen eski tâlîmâtnâme'lerde, inkıyat etmiş kitap ehli'ne, serbestçe ibâdet edebilme izniyle birlikte, kendilerine insanî muamelede bulunulması emrediliyordu.[2]



[1]     Osman Turan, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi, İst. 1979, I,288-289.

[2]     I. Goldziher, İslâm Ansiklopedisi, “Ehl-ü Kitâb” md.

 
< Önceki   Sonraki >

Kısa Sûrelerin Tefsîri

Kısa Surelerin Tefsiri
Namaz dinin direğidir. Halkımız arasında namaz sûreleri olarak nitelendirilen -ki aslında tüm sûreler namaz sûresidir

Yasin Sûresi Tefsîri

Yasin Suresi Tefsiri
Gerçekten bu sûre, kirlenen ruhlara ve canlara, temizlenmiş kanla sürekli olarak hayat bahşeden, çarpıp duran mânevî bir kalp durumundadır.

Kur'an'ı Anlamak ve Yaşamak

Kur'an'ı Anlamak ve Yaşamak
Bu kitap; Kur’an nurları, tesirleri, özellikleri, faziletleri tefsiri ve hatmi hakkındadır.

Ziyaretçi Sayacı

Bugün22
Dün80
Toplam39383

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol