|
Zimmet akdinin temelleri, cizye âyetine bağlı olarak, Peygamber Efendimiz (s.a.s.) tarafından ortaya konan uygulamalara dayanır. Allah Resûlü, Kur'ân-ı Kerîm'in buyruğu üzere kendilerine savaş ya da cizye seçeneklerinin sunulması istenilen Ehl-i Kitap halklarına elçiler gönderdi ve kendileriyle anlaşmalar yaptı. O’nun halefleri olan Hulefâ-i Râşidîn döneminde zimmî statüsü aynen uygulanmıştır. Kendileriyle anlaşma yapılmış olan kitap ehline zimmî statüsünün uygulanması dışında Hz. Ömer, kendi döneminde gerçekleştirilen fetihlere bağlı olarak, savaş yoluyla ele geçirilmiş olan bölge insanlarını esir statüsüne değil, zimmî statüsüne tâbi kılmış ve gayrimüslimlere büyük bir insaniyetperverlik göstermiştir. Dolayısıyla da gerek anlaşma yoluyla gerekse savaş yoluyla ele geçirilmiş olan bu insanlar, zimmî statüsüne alınmışlardır. Zimmî statüsünün özü, bir miktar vergi ödemek suretiyle İslâm hâkimiyetinin tanınmasına dayanır. Cizye ödeyerek İslâm topraklarında yaşamayı tercih eden zimmîler öncelikle hukukî bir statü kazanıyorlardı. Buna bağlı olarak can ve mal emniyeti, din ve vicdan hürriyeti, askerden muafiyet, gerekirse cizyenin iadesi, kendi hukuklarını uygulama imkânı ve devlet hazinesinden tahsisat gibi haklar elde ediyorlardı. Bunun karşılığında ise Müslümanlardan daha az vergi ödüyorlardı. Arnold'un da haklı olarak zikrettiği üzere cizye, Hıristiyanları ezmek için değil onları korumak için alınan bir katılım payı idi. Bütün bunlar karşılığında zimmîlere kendilerini koruma garantisi veriliyordu. İlk fetih hareketleri sırasında Bizanslıların İslâm ordularını geri püskürtmek için bir saldırı düzenlemek istedikleri esnada korumayı yerine getiremeyeceklerini anlayan Müslümanlar, topladıkları vergileri geri iade etmişler ve bu davranış bölge halkında derin tesirler bırakmıştır. Hz. Ali'nin “zimmet akdi, malları mallarımız, kanları kanlarımız olsun diye akdedilir.” şeklindeki sözleri İslâmiyet’e göre zimmîlerin statüsünü belirleyen önemli bir sözdür. İslâm hâkimiyetindeki zimmîlerin statülerini belirlemesi bakımından şu noktalara da değinmek yararlı olacaktır. Bilindiği üzere yaşlanan zimmîlere tahsîsatta bulunuluyor ve kendileri gözetiliyordu. Hz. Ömer'in, yaşlı bir zimmîye söylediği, “gençliğinde senden cizye alıp da, ihtiyarlığında seni terk etmek olmaz.” sözleri pek meşhurdur. Hz. Ömer'in cüzzamlı Câbiye Hıristiyanlarına zekât gelirlerinden pay ayırdığı ve kendilerine yardımcı olduğu da bilinmektedir. Bu ve benzeri uygulamalardan dolayı Hanefîlerin genelde gayrimüslimleri dâr ehli (bir nevi anlaşmalı vatandaş) kabul ettikleri görülür.
|