|
İslâmiyet, Ehl-i Kitap hakkındaki genel tutumunu Kur'ân-ı Kerîm'in pek çok âyet-i kerîmesinde ortaya koydu. Onun en güzel yorumcusu ve uygulayıcısı Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de buna bir çerçeve kazandırdı. Ehl-i Kitap, öncelikle yanıldıkları noktalarda uyarıldı, ilâhî dinlerin özünde mevcut olan aynı inanca davet edildi. Onların ısrarlı yönelişleri ve kasıtlı düşmanlıklarına karşı Müslümanlar uyarıldı ve buna bir üslûp kazandırılarak onlarla en güzel yöntemlerle mücadele edilmesi, tebliğin ustaca yapılması gerektiği vurgulandı. (Ankebût 46) Bunun yanı sıra, İslâmiyet, her türlü düşünceye saygı duyulması, insanlara fikirlerin zorla kabul ettirilmemesi gibi prensipleri getiriyor ve bunu kendi toplumunun bir parçası saydığı zimmîler için de geçerli görüyordu. Bu prensipler çerçevesinde bir başka inancın yönetiminde yaşamayı tercih etmiş olan gayrimüslimler, İslâmiyet'in sunduğu din ve vicdan hürriyetinden, olabildiğince istifade etmişlerdir. İslâm toplumunda yaşayan zimmîlere pek çok hususta -kıyafet, vergi, mabet vb. konularda- baskı uygulandığını iddia eden batılı ilim adamlarının hiç birisi, bir hayli ilginçtir ki, inanç ve fikir hürriyeti açısından hiç bir hususa işaret etmemişlerdir. Dolayısıyla İslâm toplumunda yaşayan gayrimüslimler kendi inanç ve değerlerini savunma, tartışma gibi özgürlükleri rahatlıkla kullanmışlardır. Asıl önemle zikredilmesi gereken yön, dinler arası inanç tartışmalarını açık bir şekilde başlatanın Kur'ân-ı Kerîm olmasıdır. Kur'ân-ı Kerîm'in sürekli olarak, Hıristiyanları ve diğer din mensuplarını dinî tartışmalara davet edişi ve gerek ilk dönemlerde, gerekse daha sonraki dönemlerde, hatta Haçlı Seferleri sonrasında bile mevcut olan fikir hürriyeti göz önüne getirilirse, İslâm hâkimiyetinde yaşayan farklı dinlere mensup kişilerin bir baskı altında kaldığını ve tartışma ortamı bulamadıklarını söylemek mümkün olmayacaktır. Kur'ân-ı Kerîm'in diğer dinler hakkında verdiği bilgiler ile olgunlaşan Müslümanların fethedilen memleketlerde farklı din ve ekollerle özellikle Hıristiyanlar ile karşılaştıklarında zorlandıklarını söylemek mümkün değildir. Zimmîlerin de o toplumun bir parçası olduğu İslâm yönetiminde, başlangıçtan itibaren karşılıklı tartışmaların, sözlü tenkitlerin, kaleme alınan tenkit ya da savunma türü eserlerin mevcut olduğu tartışmasız bir gerçektir. Zaten, bu sözlü tartışmaların bile bir kısmı, zaman içinde nâkiller tarafından, hatta nadir olarak ta bizzat kendileri tarafından yazıya aktarılmıştır. Din ve vicdan hürriyeti bakımından hoşgörüden de öte saygı ikliminde Hıristiyanlar her zaman fikirlerini tartışabilmişler, dinlerini, inanç ve değerlerini savunma noktasında engellenmemişlerdir. Onlar tarafından bu hususlarda pek çok kitap ve risale kaleme alınmıştır. Antakya Ya'kûbî Patriği Jean I'in İslâm ordusu komutanıyla, Mısır Ya'kûbî Patriği Benjamin'in Amr b. el-As ile, Nastûrî bir rahibin bir Müslüman’la yaptığı ve kaleme aldığı tartışmalar burada hemen hatırlanabilir. Emevîler döneminin önde gelen Hıristiyan teologlarından Yahya ed-Dımeşkî ve onun takipçisi Ebû Kurre, İslâm'ı eleştiren fikirler ileri sürmüşler ve hoşgörüyle karşılanarak kendilerine gerekli cevaplar verilmiştir. Nastûrî patrik Tîmasâvûs'un Halife el-Mehdî ile yaptığı muhavereler, el-Me'mûn'un huzurunda yapılan farklı din ve mezhep mensupları tarafından gerçekleştirilen tartışmalar artık bugün bilinmektedir ve bu tartışmaların bir kısmını içeren risaleler günümüze kadar gelmiştir.
|