|
a. İnanç ve Fikirlerine Gösterilen Hoşgörü |
|
|
|
|
İslâm'ın temel prensiplerine göre, “din için dine sokmaya matuf ikrah yoktur” ve Peygamber Efendimiz (s.a.s.) tarafından ortaya konulan ilk örneklerde bu temel prensip gayet net bir şekilde uygulanmıştır. Peygamberimizden sonra, Râşid halifeler döneminde kitap ehli zümreler ile gerçekleştirilen anlaşmaların tamamında, İslâm idaresini benimsemiş olan toplulukların hepsine de din özgürlüğü tanınmıştı. Bunun tarih boyunca prensip olarak benimsendiği ve genel hatlarıyla uygulandığı söylenebilir. İslâm halifelerinin genel yaklaşımı, diğer dinlere saygı şeklinde tezahür etmiş ve zimmîlere hoşgörüyle bakılmıştır. Hıristiyanların dinlerini değiştirmeleri için uygulanan bir baskı, asimilâsyon ya da İslâmlaştırma politikası görülmemektedir. Müslümanlar tarafından asırlarca hâkimiyet altında bulundurulan coğrafyaların bugün dahi pek çok farklı din ve mezhep mensuplarını bünyesinde bulundurması, kanaatimizce bu iddianın doğruluğuna şahitlik etmektedir. On beş asır birlikte yaşanan ve geneli İslâm hâkimiyeti altında geçen bu uzun tarihî sürece rağmen, bölgede Hıristiyan ve Yahudi nüfusunun mevcudiyeti ve hatta bazı bölgelerdeki kesafeti, “dinde zorlama yoktur.” prensibinin bir tezahürüdür. Gayrimüslimlerin kendi kültürlerini devam ettirdikleri okullar, İslâm idaresi altında da eğitimlerine devam etmişler ve buralardan başta patrikleri olmak üzere dinî teşkilatları için gerekli olan din adamlarını yetiştirmişlerdir.
|