|
A. Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) Dinlerarası Diyalog Faaliyetleri ve Diğer Din Mensuplarına Gösterdiği Hoşgörü Örnekleri Peygamber Efendimiz (s.a.s.) müminler için her hususta rehber olduğu gibi, diğer dinler ve mensuplarıyla diyalogda da rehberdir. İnsanlığın İftihar Tablosu’nun (s.a.s.) hayatı, baştan sona hep af ve müsamaha yörüngelidir. Diğer din mensuplarına karşı da, bir insan olmaları itibariyle hep sevgi ve hoşgörü ile muamelede bulunmuştur. Müsamaha, hoşgörü ve dinlerarası diyaloğun kaynağı, dinimizin de kaynağı olan Kur’ân’dır ve bu düşünce coşkun bir ırmak halinde Kur’ân’ın Tebliğcisi Efendimiz’den akıp bize gelmektedir. Bu açıdan müsamaha, hoşgörü ve diyalog, kaynakları itibariyle Kur’ân ve Sünnet’e dayandığından Müslüman’ın tabiî ahlâkıdır. Engin müsamaha insanı Efendimiz (s.a.s.), Medine’de Ehl-i Kitap’la iç içe yaşamış, hatta “Müslümanım” dedikleri halde sürekli nifak çıkaran, hemen her yerde temiz vicdanları birbiriyle vuruşturmaya çalışan müfsit ruhlarla bile anlaşma noktaları bulmuş ve onları nazar-ı müsamaha ile bağrına basmıştır. Abdullah b. Übey b. Selûl gibi ömür boyu kendisine düşmanlık içinde bulunan birine bile öldüğünde gömleğini kefen olarak vermiş ve yapılan teklif üzerine cenâze namazını kıldırmayı kabul etmiştir. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.), İbn Selûl’ün münâfık olduğunu ve hayatı boyunca Peygamberimize yaptığı kötülükleri birer birer sayarak namazı kıldırmasının ve ona dua etmesinin uygun olmadığını hatırlatmıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) Tövbe sûresinin 80. (Onlar için sen ister Allah’tan af dile, ister dileme. Yetmiş kere bile istiğfar etsen, Allah onları asla affetmeyecektir…) âyetine işarette bulunarak: “Rabbim bu hususta beni muhayyer kıldı. Onun için gerekirse 70’ten fazla istiğfarda bulunurum.” diyerek cevap verince, Tövbe sûresi 84’cü âyet inerek kesin hükmü verdi: “Onlardan ölen hiçbir kimsenin cenaze namazını kılma ve kabri başında dua etmek üzere durma!” Bu bakımdan, ne O’nun (s.a.s.), ne de O’nun insanlığa sunduğu mesajın eşi ve menendi yoktur. Dolayısıyla ‘Üsve-i Hasene’ (En Güzel Örnek) olan O Kurtuluş Rehberi’ne uymaya çalışanların, O’ndan farklı düşünmeleri de mümkün değildir. İnsanlığın İftihar Tablosu (s.a.s.), Rabb’inden aldığı terbiye ile Müslüman, Hıristiyan veya Yahudi demeden hemen her insana değer vermiştir. Allah Resûlü (s.a.s.), bir gün yoldan bir Yahudi cenazesi geçerken ayağa kalkar. O esnada yanında bulunan bir Sahâbî, “Ya Resûlallah, o Yahudi’dir” der. Nebiler Serveri (s.a.s.) hiç tavrını bozmadan ve yüz çizgilerini değiştirmeden, zamana “dur ve beni dinle” dedirtecek şu cevabı verir: “Ama bir insan!” O’nu bu ölçüler içinde tanımayan müntesiplerinin de, O’nun (s.a.s.) insanlık adına getirdiği evrensel mesajlardan habersiz yaşayan insan hakları savunucularının da kulakları çınlasın! Bu söze ilave edilecek hiç bir şey yoktur ve eğer biz, bu sözün sahibi o şanlı Peygamberin ümmeti isek, O’ndan farklı düşünmemiz de mümkün değildir.
Şimdi de, Peygamber Efendimizin (s.a.s.), Mekke ve özellikle Medine döneminde Hıristiyan ve Yahudilerle olan ilişkilerini ve onlara karşı tutumlarını misalleriyle zikredelim:
|