Hz. Yûsuf ile Hz. Mûsa Kıssaları Arasındaki Benzerlikler PDF Yazdır E-posta
Kur’an’ın Mu’cizeliği

Kur’an-ı Kerîm’in tertip ve düzeni, âhenk ve insicamı, O’nun mu’cizevî buutlarından birini teşkil ettiği gibi, ifade tarzı ve anlatım keyfiyeti de beşer karihasını aşan, insan kudretini aciz bırakan bir başka mu’cizevî buudunu teşkil eder. Kur'an-ı Kerim, 23 sene zarfında, değişik olaylar, durumlar, muhataplar karşısında parça parça olarak peyderpey inmesine rağmen O’nun sûreleri, âyetleri ve hatta kelimeleri arasında birbirine zıt düşen, birbirinin ahengini bozan tek bir ifade, tek bir cümle bulmak mümkün değildir. Bir solukta söylenmiş şiir gibidir adeta O’nun bütünü. Bu ise ancak, 23 seneyi bir “an” gibi gören... geçmişi bu günle, bugünü de yarınla bir arada görüp bilen... hâsılı zamandan ve mekândan münezzeh olan bir Zat’ın kelâmı olmakla açıklanabilir.  Halbuki Kur’an vahyinin, devamlı sûrette değişen sebep ve hadiselere göre ceste ceste gönderilmesi, bir yandan konuların mahiyetindeki değişiklik, diğer yandan parçalar arasındaki zaman farkı, tabiî olarak onlardan bahsederken irtibatsızlığa sebep olmalıydı. Bunları bir sûre başlığı altında toplamak, normalde, dağınıklığa yol açmalıydı. “...Eğer O, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı.” (Nisâ, 82).

Kur’an-ı Kerîm, hem ifâde bakımından, hem de mana ve hüküm bakımından bir bütünlük arzetmektedir. İnsanların söylediği sözler, güzellik ve düzgünlük bakımından daima aynı olmaz. Yazan ve söyleyenin içinde bulunduğu hâl ve şartlara göre değişir. Kur’an’ın ifâde ve üslûbu ise, baştan sona emsâlsiz bir güzellik ve düzgünlük içindedir. Bu sözlerin ihtivâ ettiği mana, hüküm ve haberler de, yaratılış öncesinden ebediyete kadar hemen her şeye temas ettiği halde tam bir tutarlılık, bütünlük, sıhhat ve uyum arzetmektedir. Yalnızca bunları düşünmek ve tespit etmek bile, Kur’an-ı Kerim’in insan eseri olmadığını, Allah’tan gelmiş bulunduğunu anlamaya yetecektir.

Makalemizde, Kur’an’da anlatıldığı şekliyle Hz. Yûsuf ve Yûsuf sûresiyle Hz. Mûsa ve daha çok Kasas sûreleri arasındaki benzerlikleri ele almak istiyoruz. Yûsuf sûresi ile, Hz. Mûsa’dan bahseden Kasas ve diğer sûreler, değişik zamanlarda inmiş olmasına rağmen, aralarında -bizim tespit edebildiğimiz kadarıyla- ciddî benzerlikler vardır. Bu benzerlikler çoğu zaman tıpatıp birbirinin aynı olmasına rağmen, bazen de birisinde erkek olan, diğerinde kadın şeklinde ters yönden benzerliktir. Vereceğimiz misallerde de görüleceği üzere, bu benzerliklerin bazen lafızları da aynıdır.

 

A. Yûsuf sûresi ve Kasas sûresi Hakkında Kısa Bilgi

 

a. Yûsuf sûresi: Mekke’de inmiştir,[1] 111 âyettir. Sûrenin başından sonuna kadar Yûsuf peygamberden bahsedildiği için bu adı almıştır. Kur’an’ın peyderpey nüzûlünden itibâren uzunca bir zaman sonra Peygamber Efendimizin arkadaşları: “Ey Allah’ın Resûlü, bize bir kıssa anlatsan!” demişlerdi. Bunun üzerine Yûsuf sûresi nâzil olmuştur.[2]

 

b. Kasas sûresi: Bu sûre Mekke’de nâzil olmuştur[3] ve 88 âyettir. Sûrenin başlıca konularını, Hz. Mûsa’nın çocukluğundan itibaren hayatı, mücadeleleri; tevhid ehlinin zaferi ve dünya servetine güvenilmemesi teşkil etmektedir. Hz. Mûsa kıssasından, Kur’an’ın birçok sûresinde bahsedilmektedir. Hz. Mûsa’dan en çok bahsedilen sûrelerden birisi de Kasas sûresidir.

 

 

B. Hz. Yûsuf ile Hz. Mûsa kıssaları ve Yûsuf ve Kasas sûreleri arasındaki benzerlikler

 

1. Her iki sûre de hurûf-u mukattaa ile başlamakta, ondan sonra gelen âyet ise her iki sûrede de tamamen aynı. Yûsuf sûresinin başı:

الر تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ   “1.Elif. Lâm. Râ. Bunlar, apaçık Kitab’ın âyetleridir”.

Kasas sûresinin başı:

 تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ  طسم  “1.Tâ. Sîn. Mîm. 2. Bunlar, apaçık Kitab’ın âyetleridir”.

2. Her iki hadise de -genellikle- Mısır’da cereyan ediyor.

3. Hz. Yûsuf’u, kendisini kıskanan ve böylece düşman olan kardeşleri ondan kurtulmak için kuyuya atıyorlar. Hz. Mûsa’yı ise, kendisine en yakın olan annesi, onu kurtarmak için denize atıyor.

4. Hz. Yûsuf, babasından ayrılıyor daha sonra ona kavuşuyor, Hz. Mûsa da annesinden ayrılıyor, o da daha sonra kavuşuyor.

5. Her ikisi de başkaları tarafından (değişik şekilde de olsa) evlâtlık ediniliyor.

6. Vezirin hanımına söylediği söz ile, Firavun’un hanımının, Firavun’a söylediği söz aynıdır: Vezir hanımına:

وَقَالَ الَّذِي اشْتَرَاهُ مِنْ مِصْرَ لامْرَأَتِهِ أَكْرِمِي مَثْوَاهُ عَسَى أَنْ يَنْفَعَنَا أَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَدًا

Mı­sır­’da Yu­su­f’u sa­tı­n a­lan ve­zir, ha­nı­mı­na:

Ona gü­zel bak! de­di, bel­ki bi­ze fay­da­sı dokunur ya­hut onu ev­lat edi­ni­riz!” (Yûsuf, 21).

Firavun’un hanımı da, Firavun’a şöyle diyor:

وَقَالَتِ امْرَأَةُ فِرْعَوْنَ قُرَّةُ عَيْنٍ لِي وَلَكَ لاَ تَقْتُلُوهُ عَسَى أَنْ يَنْفَعَنَا أَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَدًا

Fi­ra­vu­n’un ha­nı­mı ko­ca­sı­na: Ba­na da, sa­na da ne­şe kay­na­ğı ola­cak se­vim­li bir ço­cuk! Öl­dür­me­yin onu, olur ki bi­ze fay­da sağ­lar, ba­kar­sın biz onu ev­lat da edi­ni­riz” dedi.” (Kasas, 9). Hz. Yûsuf’u satın alan adam hanımına, Hz. Mûsa’yı bulan Firavun’un hanımı da kocasına aynı şeyleri söylüyor.

7. Hz. Yûsuf, vezirin hanımı tarafından o kötü işe davet edilince Rabbisinden bir bürhan görmesi üzerine geriye dönüyor. Kur’an’ın ifadesiyle: “Doğ­ru­su, ha­nım ona sa­hip ol­ma­yı iyi­ce ak­lı­na koy­muş ve bu­na yel­ten­miş­ti de. Eğer Rab­bi­nin bür­ha­nı­nı gör­me­sey­di o da ka­dı­na mey­le­de­cek­ti.” (Yûsuf, 24).

Hz. Mûsa’nın annesi de kucağındaki çocuğunu denize bırakma emri üzerine biraz tereddüt geçirmiş fakat yine de atmıştı. Daha sonra ise yüreğindeki tasadan dolayı işi neredeyse açığa vuracaktı. Ama o da, Rabbisinin inâyetiyle bu işten vazgeçiyor: “Mû­sâ’­nın an­ne­si, ço­cu­ğu­nun Fi­ra­vun’un eli­ne geç­ti­ği­ni öğ­re­nin­ce ak­lı ba­şın­dan git­ti, onun dı­şın­da­ki her şe­yi unut­tu. Eğer, Biz vâdi­mi­ze ina­nan­lar­dan ol­ma­sı için kal­bi­ne sa­bır kuv­ve­ti ver­me­sey­dik, neredey­se işi açı­ğa vu­ra­cak, gi­dip ço­cu­ğa sa­hip çı­ka­cak­tı.” (Kasas, 10).

8. Hz. Yakûb, Yûsuf’u araması için erkek çocuklarını gönderiyor: “Ev­lat­la­rım, hay­di gi­di­niz, bü­tün du­yu­la­rı­nı­zı, his­le­ri­ni­zi kul­la­na­rak var gücünüzle Yu­suf ve kar­de­şi hak­kın­da bil­gi edin­me­ye ça­lı­şı­nız...” (Yûsuf, 87). Hz. Mûsa’nın annesi de, Hz. Mûsa’dan haber getirmesi için kızını (Hz. Musa’nın ablasını) gönderiyor: “İş­te bu hal­dey­ken Mû­sa’­nın an­ne­si, onun kız­ kar­de­şi­ne: “Sen, çak­tır­ma­dan onu iz­le!” de­di.” (Kasas, 11).

9. Hz. Yûsuf için kullanılan ifâdenin aynısı, Hz. Mûsa için de kullanılıyor:

وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُ آتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ  

“(Yûsuf), ke­mâl ça­ğı­na gel­di­ğin­de ken­di­si­ne hü­küm ve ilim ver­dik. İş­te gü­zel iş ya­pan­la­ra biz böy­le kar­şı­lık ve­ri­riz.” (Yûsuf, 22).

Hz. Mûsa için de şöyle deniliyor:

وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُ وَاسْتَوَى آتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ  

Mû­sâ yi­ğit­lik ça­ğı­na erip ol­gun­la­şın­ca Biz ona hik­met ve ilim ver­dik.

Biz iyi­lik eden­le­ri iş­te böy­le mü­kâ­fât­lan­dı­rı­rız.” (Kasas, 14).

10. Hz. Yûsuf’un ismi, Yûsuf sûresinin dışında Kur’an’da sadece iki yerde geçmektedir. Birisi En’am sûresinde (84. âyet) Hz. Mûsa’dan önce. Diğeri de Mü’min (Gâfir) sûresinde (34. âyet), Firavun’un ailesinden Hz. Mûsa’ya iman eden zât, Hz. Mûsa’yı müdafaası sırasında Hz. Yûsuf’u misal vererek ondan bahsediyor.

11. Hz. Yûsuf’un babasından, Hz. Mûsa’nın da annesinden bahsediliyor. Âyetlerde Hz. Yûsuf’un annesinden[4] ve Hz. Mûsa’nın da babasından hiç bahsedilmiyor.

12. Hz. Yûsuf ta, Hz. Mûsa da sarayda gelişip büyüyorlar.

13. Hz. Yûsuf’u da, Hz. Mûsa’yı da tebrie edenler (suçsuz olduğunu savunanlar) karşı cephedeki kimselerin yakınlarıdır.

 Ha­nı­mın ak­ra­ba­la­rın­dan bi­ri de şöy­le şa­hit­lik et­ti: “Eğer göm­le­ği ön­den yır­tıl­mış­sa, kadın doğ­ru söy­le­miştir, de­li­kan­lı ise ya­lan­cının tekidir. Yok, eğer göm­le­ği ar­ka­dan yır­tıl­mış­sa o ya­lan söy­le­miş­tir, de­li­kan­lı doğ­ru söy­le­mek­te­dir.” Göm­le­ği­nin ar­ka­dan yır­tıl­dı­ğı­nı gö­rün­ce (kocası, eşine:) “An­la­şıl­dı!” de­di. “Bu, siz ka­dın­la­rın oyunlarınızdan biri! Ger­çek­ten si­zin fen­di­niz pek müt­hiş­tir!” (Yûsuf, 26-28).

Fi­ra­vun ha­ne­da­nın­dan olup o za­ma­na ka­dar iman et­ti­ği­ni sak­la­yan bi­ri kalkıp şöyle dedi: “Ne o, siz bir in­san “Rab­bim Al­lah’­tır!” de­di di­ye kal­kıp onu öl­dü­re­cek mi­si­niz? Hal­bu­ki o Rab­bi­niz ta­ra­fın­dan açık bel­ge­ler ve mû­ci­ze­ler de ge­tir­di…” (Mü’min, 28-35).

14. Hz. Yûsuf, başına geleceklerden korkarak, hapse kaçmayı (sığınmayı), Hz. Mûsa da, Medyen’e kaçmayı tercih ediyor.

15. Hz. Yûsuf’un mu’cizeleri daha çok manevî. Hapiste arkadaşlarının ve hapisten çıkmasına vesîle olan Kralın rüyasını tabir etmesi ve tabir ettiği gibi çıkması.

Hz. Mûsa’nın ise mu’cizelerinin hemen hepsi maddî. Çünkü İsrailoğulları maneviyata inanmayan materyalist bir toplum. Allah’a îman hususunda bile Hz. Mûsa’ya: “Ey Mû­sâ! Biz Al­lah’ı açık­ça gör­me­dik­çe sa­na inan­ma­yız!” (Bakara,55) diyecek kadar ileriye gidiyorlar.

16. Her iki kıssanın sonunda da yaklaşık aynı ifâde kullanılarak bitiriliyor:

Hz. Yûsuf kıssasının sonunda:

ذَلِكَ مِنْ أَنْبَاءِ الْغَيْبِ نُوحِيهِ إِلَيْكَ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ إِذْ أَجْمَعُوا أَمْرَهُمْ وَهُمْ يَمْكُرُونَ

İş­te bun­lar, ey Re­su­lüm, sa­na va­hiy yo­luy­la bil­dir­di­ği­miz gay­bî ha­di­se­ler­den­dir.

Yok­sa on­lar, tu­zak kur­mak ve plan­la­rı­nı ka­rar­laş­tır­mak için top­lan­dık­la­rın­da el­bet­te sen on­la­rın ya­nın­da bu­lun­mu­yor­dun.” (Yûsuf, 102).

Hz. Mûsa ile ilgili meseleler anlatıldıktan sonra da şöyle deniliyor:

وَمَا كُنْتَ بِجَانِبِ الْغَرْبِيِّ إِذْ قَضَيْنَا إِلَى مُوسَى الأَمْرَ وَمَا كُنْتَ مِنَ الشَّاهِدِينَ

Sen ise ey Re­su­lüm, Mû­sa­’ya em­ri­mi­zi vah­yet­ti­ği­miz sı­ra­da sen o vâdi­nin ba­tı ta­ra­fın­da bu­lun­mu­yor­dun. O de­vir­de olup bi­ten­le­re şa­hit olan­lar­dan da de­ğil­din.” (Kasas, 44) “Hem Biz Mû­sa’­ya ses­len­di­ği­miz za­man sen da­ğın ya­nın­da da de­ğil­din, fa­kat dü­şü­nüp ders al­sın­lar di­ye, da­ha ön­ce ken­di­le­ri­ni uyar­mak üze­re pey­gam­ber gel­me­miş olan bir hal­kı uya­rıp ay­dın­lat­man için, Rab­bin ta­ra­fın­dan bir rah­met ese­ri ola­rak  se­ni re­sul ya­pıp ora­da ce­re­yan eden şey­le­ri sa­na bil­dir­dik.” (Kasas, 46).

17. Her ikisine de “İlim ve Hikmet” verildiği ifâde edildikten sonra, sanki bu büyük nimetin bedeli olarak başlarına gelen imtihanlar anlatılmaya başlanıyor. (Yûsuf , 22; Kasas, 14).

18. Hz. Yûsuf, kendisini kuyuya atan kardeşlerini bile affedecek kadar hilm ve müsamahalı, Hz. Mûsa ise, kavminin yaptığından dolayı, suçsuz kardeşi Hârûn’un saçlarını çekecek kadar celâdetli.

19. Hz. Yûsuf için:

إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُخْلَصِينَ

“...şüphesiz o (Yûsuf) , Bi­zim tam ih­la­sa er­di­ril­miş kul­la­rı­mız­dan­dı.” (Yûsuf, 24) deniliyor.

 Hz. Mûsa için de:

إِنَّهُ كَانَ مُخْلَصًا

“...gerçekten o (Mûsa), Al­lah ta­ra­fın­dan ih­lâ­sa er­di­ri­len bir kul idi.”(Meryem, 51) deniliyor.

Kur’an’da, diğer peygamberlerin de muhlas oldukları zikredilse de, sadece bu iki peygamberin isimleri verilerek “Muhlas” (ihlâsa erdirilmiş) oldukları bildiriliyor.

20. Hz. Yûsuf, hapishanede iki “fetâ” (genç delikanlı) ile karşılaşıyor (Yûsuf, 36). Hz. Mûsa ise, Medyen’de kuyu başında iki “imraeh” (genç kız)[5] ile karşılaşıyor (Kasas, 23).

21. أَبٌ شَيْخٌ كَبِيرٌ “Çok yaşlı baba” tabiri, Kur’an’da sadece Yûsuf sûresinde

إِنَّ لَهُ أَبًا شَيْخًا كَبِيرًا  Onun pîr-i fanî bir babası var…” (âyet 78)

ve Hz. Mûsa’dan bahsedildiği yerde Kasas sûresinde

وَأَبُونَا شَيْخٌ كَبِيرٌBa­ba­mız da hay­li yaş­lı…” (âyet 23) geçmektedir.

22. Yûsuf sûresi 111 âyet, 11’in katından bir fazla. Kasas sûresi ise 88 âyet, yani 11‘in katı. Fakat, Yûsuf sûresinde hurûf-u mukattaa bir âyet sayılmamasına rağmen, Kasas sûresinde hurûf-u mukattaa âyet olarak sayılmaktadır.

23. Hz. Yûsuf’un kardeşleri Yûsuf’u kuyuda bulanlara kardeşleri olduğunu belli etmediler. Kölemiz dediler ve ucuz bir fiyata sattılar (Yûsuf, 20)[6]

Hz. Mûsa, Firavunun hanımı tarafından bulununca hiç bir kadını emmedi. Olup-biteni öğrenmek için giden ablası, onlara süt annesi tavsiye ederken aynı şekilde Hz. Mûsa’nın ablası olduğunu belli etmedi. (Kasas, 12).

 

Bu kadar benzerliklerin bulunması Kur’an’ın ancak ve ancak mu’cize olduğunu, Allah kelâmı olduğunu göstermektedir. Zira beşer kelâmında bu kadar tevâfukun bulunması mümkün değildir. Hem bunlar, bizim kâsır fehmimiz ve sathî nazarımızla görebildiğimiz benzerlikler. Bu iki kıssa ve sûre ve diğer kıssa ve sûreler arasında kim bilir daha nice benzerlikler vardır. Bütün bunlar Kur’an’ın beşer kelâmı olmayıp, her şeyi bilen Allah’ın mu’ciz ve ezelî bir kelâmı olduğunun apaçık delilidir.

 

C. Bu iki kıssadan alacağımız dersler

 

Kur’an kıssaları, tarihin derinliklerinden seçilerek ders almamız için Allah tarafından açıklanan hikmetli vakalardır. Bu kıssalar, aslında, insanlara hükmeden ilahî kanunların icraatından ibaret olan birtakım hareketler, görüntüler ve sesler halindeki tarih manzaralarıdır. Kur’an kıssalarının gerçek kahramanı, olayların kendi etrafında döndüğü şahıs değildir. Kıssanın gerçek kahramanı insanın inanç, ahlâk ve davranışlarına sıkı şekilde bağlı olan târihî kanundur. Kıssanın kahramanı, meselâ Hz. Mûsa ve muhatapları değil, tevhîd ve şirk tarihî realiteleridir. Yahut Hz. Yûsuf ile ev sahibesi değil, Yûsuf’taki iffet ve emânet ile kadındaki şehvet ve hıyânettir. Gerçi Kur’an’da hayat, unutamayacağımız bazı şahsiyetlerde hareket eder, fakat Kur’an üslûbu, kıssa kahramanlarını, olayın mihveri yapmaya lâyık bulmamıştır. Kıssalar tezli kıssalardır, güdümlü hikâyeler değildir. Kur’an hâdiseye dikkati çektiğinden, zaman ve mekân unsurlarına zikre değer bir yer vermez, onları bildirmez. Zira hâdiselerin, ibret vermek gâyesine hizmet etmeyen ayrıntılarına girmek, meseleyi teferruata boğarak kıssadan çıkacak hisseye gölge düşürebilir.

Müşahhaslaştırılmış mücerret kanunlar olan Kur’an kıssaları, kanun olduklarını göstermek için tekrarlanmıştır. Gerçekten de, aralarında itibarî bazı farklar olsa dahi, her bir hadisenin bir benzeri vardır. Çünkü kâinatta kanun birliği vardır. Dikkatle bakacak olursak, her asrın bir Firavunu, bir de Mûsa’sı olduğunu, yoldan çıkmış zenginleri temsil eden bir Karun’u ve dini menfaatlerine âlet eden din adamlarının timsali olan bir Bel’am’ı olduğunu görürüz. Kur’an kıssalarının bir gayesi de; muhatapların ders almalarını sağlamaktır. Zira insan, kıssalarda anlatılan iyi kişileri takdir edip onlara benzemek ister; kötülerden nefret edip huylarından sakınmak lüzumunu hisseder.

Kur’an-ı Kerîm, nâzil olduğu günden Kıyâmet’e kadar gelmiş ve gelecek her fert, her toplum, her zaman, her şart ve her seviye için indirildiğinden; bu iki kıssada da her devrin insanının alacağı bir çok dersler vardır. Şimdi de Hz. Yûsuf ve Hz. Mûsa kıssalarından alabileceğimiz birçok dersten sadece birkaç tanesini zikredelim:

1. Hz. Yûsuf’un kuyuya atılması, köle olarak satılması, iftiraya maruz kalması, zindana atılması vs. imtihanlarla karşılaşması; babasının önce Yûsuf sonra da Bünyamin’den ayrılması; Hz. Mûsa’nın annesinin Allah’ın emriyle bebeğini denize atması; Hz. Mûsa’nın Firavunun sarayında büyümesi, istemeyerek de olsa bir adam öldürmesi ve Medyen’e gitmek zorunda kalması... ve bütün bunlar karşısında bu büyük insanların sabretmesi… Bütün bunlar, kıyamete kadar gelecek mü’minlere sabır dersi vermektedir. Her devirde, kişi seviyesine göre imtihan edilecektir ve ona düşen de sabretmek olacaktır.

2. Gerektiğinde insan Allah için ana-babasından, gerektiğinde de ana-baba evlâdından ayrı kalmaya hazır olmalıdır.

3. Hz. Yûsuf’un da, Hz. Mûsa’nın da sarayda yetişmeleri önemli bir noktaya dikkatimizi çekiyor; düşmanlarımızı mağlup etmenin önemli yollarından birisi de kaleyi içten fethetme. Saraya, kaleye, devre göre hayatî ehemmiyet taşıyan müesseselere veya devletlerin içlerine adam veya adamlar sokma, orayı elinin içi gibi bilme ve gelecek tehlikelere karşı hazırlıklı olma.

Aynı durum, kadına karşı Hz. Yûsuf’u tebrie eden ve Firavuna karşı Hz. Musa’yı koruyan Mü’min-i Âl-i Firavun için de geçerlidir; sarayda sizin gözünüz ve kulağınız olabilecek, idarecilerle içli-dışlı kimseler bulundurma ve onlardan haber alma ve ona göre durum ayarlaması yapma.

4. Hz. Yûsuf’un kuyuda ölmemesi, kadın karşısında zor durumdan kurtulması vs...; Hz. Musa’nın diğer çocuklar gibi tespit edilip öldürülememesi,  annesi tarafında denize bırakılınca ölmemesi, ileride ezelî düşmanı olacak Firavunun sarayında büyümesi vs... hâdiseler gösteriyor ki; Allah’ın inâyeti ve yardımı hep inananlarla beraberdir. İnananlar belli bir zaman zahmet çekse de, âkıbet onlar içindir.

5. Hz. Yûsuf, babasının ikazına rağmen rüyasını kardeşlerine anlatıyor ve başına bu hadiseler geliyor. Bu da bize; dostların gıpta damarlarını tahrik etmememiz gerektiğini gösteriyor.

6. Hz. Musa’nın Medyen’e kaçması; aslında mü’min hiçbir zaman kâfirden korkmaz ve ondan kaçmaz. Fakat kuvvet dengesinin olmadığı bir yerde, gücünü artırmak ve takviye almak düşüncesiyle kaçılabilir.

7. Hz. Yûsuf’un, hapishanede kendisine rüya tabiri soranlara cevap vermeden önce, Allah’ı anlatması; en önemli meselenin Allah’ı anlatmak olduğunu gösterir. Ayrıca; her zaman ve her yerde Allah’ı anlatmak gerektiği ve hapishaneleri medrese-i Yûsufiyyeye çevirmenin mümkün olduğunu ispat eder.

8. Özellikle günümüzde, Hz. Yûsuf’un kadının karşısında düştüğü duruma düşme ihtimali olan gençlerin, Hz. Yûsuf gibi “Maâzallah” “Allah’a sığınırım” diyerek, Allah’tan yardım istemeleri gerekir.

9. Mü’min-i Âl-i Firavun, Hz. Musa’yı müdâfaa sadedinde, korkusuzca Firavuna: “Rabbim Allah’tır dediği için bir adamı öldürüyor musunuz?” (Mü’min, 28-35) demesi; yeri geldiğinde, ölümü göze alarak cebbâr idarecilerin karşısında Hakkı söylemekten çekinilmemesi gerektiğini gösterir.

 

KAYNAKLAR

Âlûsî: Rûhu’l- Meânî, Beyrut 1985

el-Vâhidî: Esbâbü’n-Nüzûl, ed-Demâm 1991

Kurtubî: el-Câmi’ liahkâmi’l- Kur’an, Beyrut 1985

Taberî: Câmiu’l- Beyan Beyrut 1988

İbn Kesîr:Tesfsîru’l- Kur’ân’il- Azîm, Kâhire 1980

 


[1]. Sûrenin ilk üç veya ilk dört âyetinin Medenî olduğu yolunda rivâyetler varsa da bunlara itimat edilmemiştir. Bkz. Âlûsî, Rûhu’l-Meânî, XII, 170.

[2]. el-Vâhidî, Esbâbü’n-Nüzûl, s.269.

[3]. Bazı ayetlerin Mekke ile Medine arasında ve Medine’de nazil olduğu söylenmektedir. Bkz. Kurtubî, el-Câmi’ liahkâmi’l-Kur’an, XIII, 247; .Âlûsî, Rûhu’l-Meânî, XX, 41.

[4]. Her ne kadar Yûsuf kıssasının sonunda, anne ve babasının kardeşleriyle beraber Hz. Yûsuf’a ta’zim secdesinden bahsedilse bile, bu annesi değil, müfessirlerin ifâdesine göre teyzesidir. Çünkü annesi ölünce babası teyzesiyle evlenmişti. Bkz; Taberî, Câmiu’l-Beyan, VIII,67.

[5]. “İmraeh” kelimesi, her ne kadar kadın demek ise de, kızların babaları Hz. Musa’ya, evlenme teklifinde bulunmasından, bunların genç kız olduklarını anlıyoruz.

[6]. Hz. Yûsuf’u satanlar ya kardeşleridir veya onu bulan kafiledir. Kur’an’ın ibâresi bunu iki türlü anlamaya müsaittir. Müfessirlerin ekseriyeti birinci görüşü benimsemişlerdir. Bkz; Taberî, age VII, 170; Kurtubî, age IX, 155; İbn Kesîr, Tefsîru’l- Kur’ân’il- Azîm, II, 472.

 
Sonraki >

Kısa Sûrelerin Tefsîri

Kısa Surelerin Tefsiri
Namaz dinin direğidir. Halkımız arasında namaz sûreleri olarak nitelendirilen -ki aslında tüm sûreler namaz sûresidir

Yasin Sûresi Tefsîri

Yasin Suresi Tefsiri
Gerçekten bu sûre, kirlenen ruhlara ve canlara, temizlenmiş kanla sürekli olarak hayat bahşeden, çarpıp duran mânevî bir kalp durumundadır.

Kur'an'ı Anlamak ve Yaşamak

Kur'an'ı Anlamak ve Yaşamak
Bu kitap; Kur’an nurları, tesirleri, özellikleri, faziletleri tefsiri ve hatmi hakkındadır.

Ziyaretçi Sayacı

Bugün31
Dün91
Toplam31467

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol