5- Günümüzdeki “Diyalog meyvelerini” ve müspet manadaki gelişmeleri görmesine rağmen, hala Diyalog Hizmetlerini eleştiren bazı kardeşlerimizin var olduğunu görüyoruz. Acaba “kendimizi tam ifade edemiyor muyuz” şeklinde bir özeleştiri yaptığınız oluyor mu?
Doğru, bazen kendimizi tam ifade edemedik, diye düşünüyorum. Bazı çok temiz, hâlis muhlis, muttakî Müslüman kardeşlerimiz var ki, birilerinin -tabirimi hoş görün- dolduruşuna geliyor ve hiç düşünmeden veya diyalog yapan diğer Müslüman kardeşlerine sorma ihtiyacı hissetmeden karşı geliyor ve tenkit ediyor, gıybet ediyorlar. Gıybetin âyetle haram kılındığı belli, ama Müslüman kardeşimiz hiç düşünmeden bu haramı işliyor. Halbuki diyalog yapan Müslüman kardeşlerine gitse ve: “Kardeşim! Siz bu diyalogla neyi hedefliyorsunuz, gayeniz nedir?” vs. sorsa, öğrense.. Bu işin bir tarafı, diğer tarafı da bir özeleştiri olarak, diyalog yapanlar demek ki kendilerini Müslüman kardeşlerine tam olarak anlatamadılar. Yoksa bir Müslümanın diyaloğa karşı çıkması düşünülemez. Belki kendisi yapmayabilir ama, en azından sadece Allah rızâsı için bu işi yapan kardeşlerinin ölü etlerini dişlemez… |
|
Devamını oku...
|
|
|
Kur'ân-ı Kerim'in ilk inen âyetinde mutlak olarak okumayı emreden Rabbimiz, başka âyetlerde ise özellikle Kur'ân'ın okunmasını ve üzerinde derinlemesine düşünülmesini emretmektedir. Konferans vermek için gittiğimde, merakımdan dolayı dinleyenlere genellikle su soruyu sordum: İçinizde Kur'ân'ın tefsirini, veya Mealini olsun okuyan var mı? Büyük kalabalıklar içinden yalnız tek tuk parmak kalktığını üzülerek gördüm. Okuma alışkanlığımızın olmaması ve başka sebepler yanında bir öz eleştiri olarak söylemek gerekirse, diğer bir önemli sebep Kur'ân ile meşgul olan; imam, vaiz, müftü, İmam-Hatip ve İlahiyat fakültesi hocaları olarak Kur'ân okumanın önemini ve gereğini halkımıza anlatamayışımızdır. Okunsun, anlaşılsın, sonra yaşansın ve bu yaşanılan hakikatler başkalarına da anlatılsın diye gönderilen mukaddes kitabımızı anlama adına küçük bir gayret olarak, elinizde bulunan ve "Ahlâk ve Âdâb Sûresi" denilen "Hucurât Sûresi"nin tefsirini yaptık. Daha önceki çalışmalarımızda olduğu gibi, mümkün mertebe geniş halk kitlelerinin de istifade edebilmesi için çok ilmî olmamasına, dikkat ederek orta yolu takip etmeye çalıştık.
Yayın No : 42 ISBN : 975-6079-47-9 | Barkot : 975-6079-47-9 192 sayfa. 13,5x21 |
|
|
Allah Resûlü (s.a.s.): “Yâsîn Kur’ân’ın kalbidir.” buyurmuştur. Gerçekten bu sûre, kirlenen ruhlara ve canlara, temizlenmiş kanla sürekli olarak hayat bahşeden, çarpıp duran mânevî bir kalp durumundadır. Ayrıca Fâtiha Sûresi hakkında, adeta Kur’ân’ın bir özeti oldu¤un-dan nasıl “Ümmü’l Kitab/ Kitab’ın anası” denmişse, Yâsîn Sûresi için de “Kur’ân’ın kalbi” denmiştir. Sûreye böyle denilmesinin nedeni, onun etkileyici bir üslupta ruhları harekete geçirmesi ve onları durgunluktan kurtarması-dır. Ayrıca nasıl ki kalp, vücudun emîridir, aynı şekilde Yâsîn Sûresi de Kur’ân sûrelerinin emîri hükmündedir.
|
|
|
TAKDİM Günümüzde pek çok düşünür, gelecek yılların Kur’an’a açık yıllar olabileceği hususunda hemen hemen ittifak halindedir. Aslında, az dikkat edildiğinde, içinde bulunduğumuz çağın, düşünce ve tasavvurlarımızın üstünde bir süratle Kur’an’a doğru kaydığı da hemen sezilebilir. Evet, artık bugün, en âmiyâne bakışlar dahi, Kur’an’ın ne denli kâinatla içli-dışlı olduğunu sezebiliyor ve O’nun varlık adına beyanlarındaki isabeti görüyor, mesajlarındaki güç ve nuraniyet karşısında hayret ve hayranlıktan kendilerini alamıyorlar. Bugün, bu yüce kitabın; varlığın bağrındaki sırları, tabiatın ruhundaki incelikleri zevkle mütalâa edilecek bir kitap şeklinde, ilim ve irfan erbabının gözleri önüne serdiğini, yine ilim ve hikmetle uğraşanlar söylüyorlar. Evet, varlığı didik didik edip, onun, gaye, muhteva ve esaslarını herhangi bir tereddüde meydan vermeyecek şekilde açıklayıp ortaya koyan Kur’an’dır.
|
|
Devamını oku...
|
|
|