|
İnsan fıtraten bir malı normal fiyatından daha pahalı olarak almak istemediği gibi, normal fiyatından daha düşük olarak da satmak istemez. Fiyatlar, fertlerin olduğu kadar devletin de her zaman dikkat ve ilgisini çekmiştir. Fertlerin ilgisini geçim kaygısına ve alışılan hayat seviyesini sürdürme imkânına bağlamak mümkündür. Devletin ilgisi ise, hem bir fert gibi müşteri durumunda olmasında, hem de sosyal gerginliği hafifletmek ve devlet gemisini dalgalı bir deniz üzerinde bulundurmaktan sakınarak sâkin bir denizde emniyetle yürütmek endişesinde aranabilir.
Narh Nedir? "Bir mal veya hizmet için, ilgili resmî makamların tesbit ettiği fiyatdır" (1). İnsanlar hayatlarını devam ettirmek için fıtrî bir zaruret olarak aralarında işbölümü vardır. Bu iş bölümü zaman ve mekânla mukayyed değildir. İş bölümüne dahil hususlardan birisi de, satmak ve satın almaktır. Bu, bir mal olabilir, bir hizmet karşılığı para almak da olabilir. İnsan fıtraten bir malı normal fiyatından daha pahalı olarak almak istemediği gibi, normal fiyatından daha düşük olarak da satmak istemez. Fiyatlar, fertlerin olduğu kadar devletin de her zaman dikkat ve ilgisini çekmiştir. Fertlerin ilgisini geçim kaygusuna ve alışılan hayat seviyesini sürdürme imkânına bağlamak mümkündür. Devletin ilgisi ise, hem bir fert gibi müşteri durumunda olmasında, hem de sosyal gerginliği hafifletmek ve devlet gemisini dalgalı bir deniz üzerinde bulundurmaktan sakınarak sâkin bir denizde emniyetle yürütmek endişesinde aranabilir. |
|
Devamını oku...
|
|
İbadetin özü olan duanın, yeri ve zamanı olmadığı için, her yerde ve her zaman duâ etme.. Sokakta, otomobilde, trende, büroda, okulda, fabrikada, evde, camide, Ka'be'de vs. duâ etme.. Devamlı dua etme ve bunu i'tiyat haline getirme... Fakat duâda mühim olan, kulun kendisine düşen vazifeyi yaptıktan sonra Allah'tan istemesidir. Yani duâ edip birşeyler isterken eli kolu bağlı durmama. Sebeblere mürâcaat etme. Zira Allah, tembele değil, canla başla çalışana, ısrarla isteyene verir. Hz.Peygamber (s.a.v.)'in; "Cennette kendisiyle komşu olmak isteyen kimseye: Çok secde etmekle bana yardımcı ol" demesinde bunu görebiliriz. Ayrıca, duâ ederken uyanık bir gönül ile duâ etme... Söylenen her kelimenin kalpte yerini bulması... Himmeti âlî tutup Ümmet-i Muhammed (s.a.v.) için de duâ etme... -İnsan, kendi çocuğu suya düştüğü ve boğulmak üzere iken, nasıl heyecan ve hafakanlar içinde kalıyorsa- aynen öyle , dünyanın dört bir tarafında garip, çilekeş ve mazlum Ummet-i Muhammed (s.a.v.) için de öyle duâ etme... duaların kabûlüne vesile olacaktır. DUA İBADETTİR: Nu'man b. Beşîr'in rivâyet ettiği bir hadîs-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v.): "Duâ ibâdettir" buyurdular ve sonra da şu âyeti okudular: وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ "Rabbiniz buyurdu ki: Bana duâ edin, duânıza icâbet edeyim. Kibirlerinden Bana ibâdet etmeyenler, aşağılık olarak cehenneme gireceklerdir" (Mü'min, 40/60) (1). |
|
Devamını oku...
|
|
|
Cevşen-i Kebir ; muhtevasının derinliği, ifadelerin akıcılığı ve okunmasından elde edilebilecek dünyevi ve uhrevi mükafatlara dair rivayetler sebebiyle tüm müslümanların bırakmadığı dualar arasında yer almaktadır. Türkçe mealli olarak Prof.Dr. Davut AYDÜZ'ün tercemesi ile piyasaya çıkan Cevşen-i Kebir , tercihen sadece Cevşen veya baş kısmında Yasin, Fetih, Mülk ve Nebe sürelerinin bulunduğu Cevşen olarak satışa sunulmuştur.
ISBN : 975-8642-23-5 | Barkod : 48 sayfa. 8X12 |
|
|
Kur’ân-ı Kerîm’in tertib ve düzeni, âhenk ve insicamı, O’nun mûcizevî buudlarından birini teşkil ettiği gibi, ifade tarzı ve anlatım keyfiyeti de beşer karihasını aşan, insan kudretini âciz bırakan bir başka mûcizevî buudunu teşkil eder. Kur’ân-ı Kerîm, 23 sene zarfında, değişik olaylar, durumlar, muhataplar karşısında, parça parça olarak peyderpey inmesine rağmen O’nun sûreleri, âyetleri ve hattâ kelimeleri arasında birbirine zıt düşen, birbirinin âhengini bozan tek bir ifade, tek bir cümle bulmak mümkün değildir. Bir solukta söylenmiş şiir gibidir adeta O’nun bütünü. Bu ise ancak, 23 seneyi bir “an” gibi gören, geçmişi bu günle, bugünü de yarınla bir arada görüp bilen, hâsılı, zamandan ve mekândan münezzeh olan bir Zat’ın kelâmı olmakla açıklanabilir. Halbuki Kur’ân vahyinin, devamlı sûrette değişen sebep ve hâdiselere göre ceste ceste gönderilmesi, bir yandan konuların mahiyetindeki değişiklik, diğer yandan parçalar arasındaki zaman farkı, tabiî olarak, onlardan bahsederken irtibatsızlığa sebep olmalıydı. Bunları bir sûre başlığı altında toplamak, normalde dağınıklığa yol açmalıydı. “...Eğer O, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı, O’nda birçok tutarsızlık bulurlardı” (Nisâ/4: 82). İşte sûreler ve âyetler arası bu tanzim bile, tek başına gösterir ki Kur’ân, beşer kelâmı değil, her şeyi bilen Zâtın kelâmıdır (Draz, 152). |
|
Devamını oku...
|
|
|