|
Bir mü'min için metafizik gerilini çok önemli bir meseledir. Metafizik gerilim denince akla ilk gelen mânâları içinde; Allah'ın dininin âfâk-ı âlemde şehbal açması için elâleme birşeyler anlatma, yazma, düzen kurma, bir mekanizmayı işler hâle getirme istikâmetinde dâima canlı olma... Yılgınlık göstermeme, yılma bilmeme... Dâima cephesini ve hedefini koruma, istikâmetinde dipdiri durma... Menfilere karşı da çok ciddi bir boykot ve aksiyon içinde bulunma... Diğer bir ifadeyle; Allah ve Rasulüne (s) sönme bilmeyen bir aşk ile sarılma... Küfür ve küfre aid şeylerden de yılandan, çıyandan kaçıyor gibi kaçma.. Bir Hadis-i Şerifte Efendimiz (s)'in ifade ettiği gibi: "Üç şey kimde bulunursa o, imânın tadını tatmış demektir; Allah ve Rasulünü (s) her şeyin üstünde sevme, ferdleri sadece Allah için, Allah'tan ötürü sevme, bir kere de imân ettikten sonra tekrar küfre dönmeyi ateşe, cehenneme atılıyor gibi kerih görme (1).
Metafizik gerilim çok önemli bir meseledir demiştik ama ne var ki, bu gerilim; insanın etrafındaki binbir güzellik ve cümbüşü duyup görmemesi ve birbiriyle uyum içinde olan kombinezonlar karşısında hissiz ve alâkasız kalması, gördüğü şeylerin sebep ve hikmetlerine inemeyip, onları sadece görüp geçmesi ve ruhunda bir türlü irfana erememesinin zaruri ve kaçınılmaz neticesi olan ÜLFET ve ÜNSİYET ile gevşeyebilir. |
|
Devamını oku...
|
|
|
"De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah günahları bağışlayan, merhameti bol olanıdır."
"De ki: "Allah'a ve Peygamber'e itâat edin." Eğer yüz çevirirlerse, muhakkak ki Allah, kâfirleri sevmez" (1). Birinci âyetin sebeb-i nüzulü olarak değişik hâdiseler rivâyet edilmektedir: 1. Hz. Peygamber (sav) zamanında bazı kimseler: "Yâ Resûlallah! Biz Allah'ı seviyoruz" dediler, bunun üzerine bu âyet nâzil oldu. 2. Hz. Peygamber (sav) putlara tapan Kureyş kavmine hitaben: "Siz dedeniz Hz. İbrahim (s) ve İsmail (s)'in dinine muhalefet ediyorsunuz. Onlar putlara değil, Allah'a ibadet ediyorlardı." Kureyşliler de: "Biz Allah'ı sevdiğimizden dolayı bu putlara ibadet ediyoruz ve böylece Allah'a yaklaşmak istiyoruz" diye cevap verince bu âyet nazil oldu. 3. Yahudiler: "Biz Allah'ın çocukları ve sevdiği insanlarız" dediklerinde bu âyet nazil oldu. 4. Necran Hıristiyanları: "Biz Allah'ı sevdiğimiz için. Hz. İsa (s)'yı tazim ediyor ve ona ibadet ediyoruz" demeleri üzerine nazil olmuştur (2). Âyet-i kerimenin inmesine sebeb olan hâdise hangisi olursa olsun, Allah Teâla: "Ey Habibim de ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana tâbi olunuz. Tâ ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın" buyurmakla, Resulullah'ın sünnetine uymayı kendine olan muhabbete alâmet saydığı gibi, aynı zamanda o sünnet-i seniyyeye uymayı kulunu sevmesine ve günahlarını bağışlamasına bir şart olarak göstermiştir. Öyleyse, Muhabbetullah tabir edilen yüce Allah'ı sevmek, sünneti seniyyeye tâbi olmayı gerektirir. Çünkü kulun Allah'ı sevmesi, herşeyden önce Allah'ın o kulunu sevmesine bağlıdır. Allah kulunu sevince o kulun kalbine kendi Yüce Zat'ına karşı muhabbeti koyar. Kul da Allah'ı sever. Allah'ı sevmek ise, O'nun emirlerini bihakkın yerine getirmek, yasaklarından kaçınmak ve razı olduğu şeyleri yapmaktır. Razı olduğu şeyler ise en mükemmel bir şekilde Hz. Muhammed (sav)'de tezahür ediyor. O halde O'na benzemeye çalışmak gerekir. |
|
Devamını oku...
|
|
|
İnsan fıtraten bir malı normal fiyatından daha pahalı olarak almak istemediği gibi, normal fiyatından daha düşük olarak da satmak istemez. Fiyatlar, fertlerin olduğu kadar devletin de her zaman dikkat ve ilgisini çekmiştir. Fertlerin ilgisini geçim kaygısına ve alışılan hayat seviyesini sürdürme imkânına bağlamak mümkündür. Devletin ilgisi ise, hem bir fert gibi müşteri durumunda olmasında, hem de sosyal gerginliği hafifletmek ve devlet gemisini dalgalı bir deniz üzerinde bulundurmaktan sakınarak sâkin bir denizde emniyetle yürütmek endişesinde aranabilir.
Narh Nedir? "Bir mal veya hizmet için, ilgili resmî makamların tesbit ettiği fiyatdır" (1). İnsanlar hayatlarını devam ettirmek için fıtrî bir zaruret olarak aralarında işbölümü vardır. Bu iş bölümü zaman ve mekânla mukayyed değildir. İş bölümüne dahil hususlardan birisi de, satmak ve satın almaktır. Bu, bir mal olabilir, bir hizmet karşılığı para almak da olabilir. İnsan fıtraten bir malı normal fiyatından daha pahalı olarak almak istemediği gibi, normal fiyatından daha düşük olarak da satmak istemez. Fiyatlar, fertlerin olduğu kadar devletin de her zaman dikkat ve ilgisini çekmiştir. Fertlerin ilgisini geçim kaygusuna ve alışılan hayat seviyesini sürdürme imkânına bağlamak mümkündür. Devletin ilgisi ise, hem bir fert gibi müşteri durumunda olmasında, hem de sosyal gerginliği hafifletmek ve devlet gemisini dalgalı bir deniz üzerinde bulundurmaktan sakınarak sâkin bir denizde emniyetle yürütmek endişesinde aranabilir. |
|
Devamını oku...
|
|
İbadetin özü olan duanın, yeri ve zamanı olmadığı için, her yerde ve her zaman duâ etme.. Sokakta, otomobilde, trende, büroda, okulda, fabrikada, evde, camide, Ka'be'de vs. duâ etme.. Devamlı dua etme ve bunu i'tiyat haline getirme... Fakat duâda mühim olan, kulun kendisine düşen vazifeyi yaptıktan sonra Allah'tan istemesidir. Yani duâ edip birşeyler isterken eli kolu bağlı durmama. Sebeblere mürâcaat etme. Zira Allah, tembele değil, canla başla çalışana, ısrarla isteyene verir. Hz.Peygamber (s.a.v.)'in; "Cennette kendisiyle komşu olmak isteyen kimseye: Çok secde etmekle bana yardımcı ol" demesinde bunu görebiliriz. Ayrıca, duâ ederken uyanık bir gönül ile duâ etme... Söylenen her kelimenin kalpte yerini bulması... Himmeti âlî tutup Ümmet-i Muhammed (s.a.v.) için de duâ etme... -İnsan, kendi çocuğu suya düştüğü ve boğulmak üzere iken, nasıl heyecan ve hafakanlar içinde kalıyorsa- aynen öyle , dünyanın dört bir tarafında garip, çilekeş ve mazlum Ummet-i Muhammed (s.a.v.) için de öyle duâ etme... duaların kabûlüne vesile olacaktır. DUA İBADETTİR: Nu'man b. Beşîr'in rivâyet ettiği bir hadîs-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v.): "Duâ ibâdettir" buyurdular ve sonra da şu âyeti okudular: وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ "Rabbiniz buyurdu ki: Bana duâ edin, duânıza icâbet edeyim. Kibirlerinden Bana ibâdet etmeyenler, aşağılık olarak cehenneme gireceklerdir" (Mü'min, 40/60) (1). |
|
Devamını oku...
|
|
| << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 25 - 28 Toplam: 48 |
|
Kısa Sûrelerin Tefsîri
 Namaz dinin direğidir. Halkımız arasında namaz sûreleri olarak nitelendirilen -ki aslında tüm sûreler namaz sûresidir
Yasin Sûresi Tefsîri
Gerçekten bu sûre, kirlenen ruhlara ve canlara, temizlenmiş kanla sürekli olarak hayat bahşeden, çarpıp duran mânevî bir kalp durumundadır.
Kur'an'ı Anlamak ve Yaşamak
Bu kitap; Kur’an nurları, tesirleri, özellikleri, faziletleri tefsiri ve hatmi hakkındadır.
|
Yeni Ümit Derginde Çıkanlar
|